Dr. Nejat Tamzok

Türkiye, bor rezervleri bakımından Dünya’nın en şanslı ülkesidir. Toplam rezervin yaklaşık dörtte üçünü elinde bulundurmakta, küresel üretimin ise yarıdan fazlasını gerçekleştirmektedir.

Bor madenleri, Türkiye için son derece önemlidir. Ancak bu denli önemli olmaları, yurt dışına satılarak döviz elde edilebileceği için değildir. Genellikle “sanayinin tuzu” olarak adlandırılan bor mineralleri pek çok endüstri alanında kullanılabilmektedir. Ancak daha önemlisi; savunma, havacılık ya da enerji gibi kritik endüstriler için vazgeçilmez olan pek çok ileri teknoloji ürününün yapımında da bu mineraller tercih edilmektedir. Söz konusu teknoloji ürünlerini üretebildiği ve sahip olduğu borları bu ürünlerde kullanabildiği ölçüde, Türkiye borlardan gerçek yararı elde edebilecektir. Dolayısıyla, bor minerallerine dayalı ürün ve teknolojilerin araştırılması, geliştirilmesi ve üretilmesi öncelikli amaç olmalıdır.

Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN), on yedi yıl önce bu amaca yönelik olarak, büyük umutlarla kurulmuştur.

***

Son yıllarda giderek daha fazla duyduğumuz nadir toprak elementleri, sahip oldukları benzersiz bazı özellikler nedeniyle, yapımında kullanıldıkları ürünlere yüksek katma değer kazandırırlar. Nadir toprak elementi ilâve edildiğinde -sanki sihirli bir el değmiş gibi- malzeme daha hafif, daha hızlı ya da daha dayanıklı olabilmekte; enerji tüketimi düşmekte ya da zararlı salımları azalmakta; parlaklığı ya da rengi değişmekte veya sıra dışı termal özellikler kazanmaktadır. Böyle olduğu için günümüzün pek çok teknolojik yeniliğinin arka planında nadir toprak elementleri bulunmaktadır. Elektronikten iletişime, enerjiden ulaşıma, sağlıktan savunmaya kadar sayısız alanda kullanılan ileri teknolojinin içerisinde hep bu elementler vardır.

Kendi savunma sanayisini geliştirmekten, yeni nesil teknolojilerden, elektrikli otomobillerden söz eden her ülke için nadir toprak elementleri vazgeçilmezdir. Türkiye bu kaynakları arayıp bulmalı, daha da önemlisi bu elementlere dayalı ürün ve teknolojileri araştırıp geliştirmelidir.

Nadir Toprak Elementleri Araştırma Enstitüsü (NATEN), yaklaşık 2 yıl önce bu amaca yönelik olarak kurulmuştur.

***

Türkiye madencilik endüstrisinin Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) ihtiyacı bunlarla sınırlı değildir. Türkiye, son derece değerli madenlerini genellikle ham olarak yurt dışına ihraç etmekte, aynı madenler yarı mamul ve mamul maddeye dönüşmüş olarak misli fiyatlarla ülkeye geri dönmektedir. Dahası, Türkiye madencilik sektöründe ileri teknoloji kullanımı oldukça sınırlıdır, gelişmiş bir madencilik makina-ekipman sanayii yaratılamamış olup ihtiyaç büyük ölçüde ithalat yoluyla karşılanmaktadır.

Bu nedenle sektörde teknoloji kullanımı ve üretimine yönelik Ar-Ge çalışmalarının yapılması, Türkiye’nin madenlerini yurt içinde işleyerek katma değeri yüksek ürünlere dönüştürmesi gerekir. Bununla beraber, Türkiye’de bugüne kadar madencilik endüstrisine ilişkin Ar-Ge’yi amaçlayan kurumsal bir yapı oluşturulamamıştır.

***

Aynı ihtiyaç, Türkiye’nin sahip olduğu kömürler için de söz konusudur. Türkiye, enerji kaynakları bakımından şanslı bir ülke değildir. Petrol ve doğalgaz kaynakları sınırlıdır. Bununla beraber, ısıl değerleri düşük de olsa önemli sayılabilecek kömür kaynakları bulunmaktadır. Enerji bağımlılığı sorununa bir ölçüde çare olabileceği için Türkiye’nin bu kaynaklardan yararlanması gerekir.

Ancak, bir taraftan çevresel baskılar diğer taraftan yenilenebilir kaynakların rekabeti kömürün yeraltından çıktığı gibi kullanımını giderek zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, temiz kömür teknolojilerinin geliştirilmesi; kömür zenginleştirme, gazlaştırma, sıvılaştırma, kömürden yeni ürün eldesi, yakma teknolojileri gibi alanlarda Ar-Ge çalışmalarının yürütülmesi Türkiye için bir zorunluluktur.

Türkiye’de şimdiye kadar bu amaca yönelik bir yapılanmaya da gidilmemiştir.

***

Dolayısıyla, geçtiğimiz Mart ayının sonunda yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın (ETKB) ilgili kuruluşu olarak kurulan Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’nu (TENMAK) önemli bir girişim olarak görmekteyim.

Ancak, daha önce Kalkınma Planı ya da Stratejik Plan gibi temel politika dokümanlarında rastlamadığım bu kurumun yapılanmasında bazı sorun ya da eksiklerin de bulunduğunu söylemem gerekir.

Öncelikle, enerji ve maden alanlarının aynı yapı içinde bir arada bulunma gereği anlaşılamamaktadır. Ar-Ge söz konusu olduğunda, bu iki sektörün ortak noktaları bulunmakla birlikte farklılıkları daha fazladır. Enerjinin çok daha öne çıkacağını ve madencilik Ar-Ge’sinin ikinci plana düşeceğini, -bugüne kadar olan deneyimlere bakarak- şimdiden söyleyebilirim. Kurumun isminde maden kelimesi geçmekle birlikte, oluşturulan enstitüler arasında -zaten kurulu bulunan- BOREN ve NATEN dışında madencilikle ilgili bir enstitünün bulunmaması ileri sürdüğüm bu yargıyı güçlendirmektedir. Kararnamede, enstitülerin ihtiyaca göre kurulacağı belirtilmekle beraber, bor ve nadir toprak elementleri dışında madencilik ya da kömür endüstrisindeki Ar-Ge ihtiyacının kuruluş aşamasında tespit edilememiş olması bir eksikliktir. Bu arada, enstitüler arasında geçen Temiz Enerji Araştırma Enstitüsü’nün ise tam olarak ne hedeflediğini anlamakta güçlük çektiğimi söylemeliyim.

Daha önce BOREN ve NATEN’de olduğu gibi, bu kurumda da Ar-Ge üretiminin değil daha çok koordinasyon ve finansman niteliklerinin öne çıktığı görülmekte. BOREN deneyiminden hareket edecek olursak, bu yapının çok da sonuç alıcı olmayacağını söylemek zor olmaz. Dahası, oluşturulan enstitülerin üzerlerinde bu defa birkaç katman bürokrasinin bulunduğu ve neredeyse birer daire başkanlığı yapısında görünmeleri, beklenilen yararın elde edilmesini daha da zorlaştıracaktır.

Son olarak, yaklaşık 1,5 yıl gecikmeli olarak geçtiğimiz günlerde yayınlanan ETKB 2019-2023 Stratejik Planı incelendiğinde ise yeni yapıya plan döneminde doğrudan sorumlu olacağı bir amaç ya da hedefin tanımlanmamış olduğu görülmekte. Bu bakımdan, mevcut yapıyla ilgili en azından 2023 yılına kadar fazla bir beklenti içinde olmamamız gerektiğini düşünüyorum. Bununla birlikte, teknoloji ve yenilik üretme iddiasıyla kurulmuş bu yapının, tüm olumsuzluklarına karşın zaman içerisinde gelişmesi ve başarılı olması, elbette Türkiye’nin yararına olacaktır.

Ankara/Mayıs 2020

EnerjiPolitik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin