Dr. Nejat Tamzok
Günlerden bir gün, Yunanistan’ın Yedi Bilgesi’nden biri olan Solon, Krezüs’ü sarayında ziyaret eder.
Lidya’nın milattan önce 560-546 yıllarındaki son kralı Krezüs, Solon’a muhteşem altın hazinelerini gezdirdikten sonra sorar: “Söyle bana Solon, gezdiğin yerlerde tanıştığın tüm insanlar arasında en mutlu olanı kimdir?” Tarihçi Herodot’a göre, Krezüs, kendisini dünyanın en mutlu insanı olarak görmektedir (World History Encyclopedia, 2024).
Solon, “Atinalı Tellus”, diye cevap verir. Kendi isminin verilmemesine üzülen Krezüs, nedenini sorar. Solon, Tellus’un iyi ve mutlu yaşadığını, güzel bir ailesi olduğunu ve savaşta Atina için onuruyla öldüğünü söyler.
En azından ikinci sırada yer alabileceğini düşünen Krezüs, Solon’a başka kimin en mutlu insan olduğunu sorar. Ama cevap yine Krezüs değildir.
Öfkelenen Krezüs bağırır: “Ya ben? Benim mutluluğumu hiçe mi sayıyorsun?“
Solon sakin bir şekilde cevap verir: “Aslında kimseyi ölene kadar mutlu saymam, çünkü hiç kimse tanrıların onun için ne hazırlayacağını önceden bilemez.”
Krezüs, bilgelik konusundaki şöhretinin abartıldığını düşünerek Solon’u gönderir, ancak onun söylediklerinin anlamını çok geçmeden öğrenecektir: Önce, oğlu avlanırken öldürülür. Ardından Pers kralı Büyük Kiros, Krezüs’ün krallığına saldırır. Kiros’un askerleri Krezüs’ü ele geçirirler. Karısı intihar eder, Krezüs, esir alınıp zincire vurulur.
Krezüs’ün tam olarak nasıl öldüğü bilinmiyor. Ancak, tarihçiler, yakılarak öldürüldüğüne veya intihar ettiğine inanıyorlar.
Altın, Krezüs’e mutluluk değil acı getirmiştir.
Geçtiğimiz 13 Şubat’ta, aynı Anadolu coğrafyasında altının mutluluk değil acı getirdiği bir trajediyi daha yaşadık.
Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın İşletmesi’nde, sahadaki altını elde etmek amacıyla içerisine siyanürlü çözelti enjekte edilen cevher kütlesi devrildi ve neredeyse bir ırmak gibi akarak önünde ne var ne yoksa sürükledi. Yaklaşık 800 metre hareket eden siyanürlü kütlenin hacmi 10 milyon metreküp civarındaydı. Faciada, işletmede çalışan dokuz işçi siyanür içerikli yığının altında kaldı ve bir daha da bulunamadı.
Olayın gerçekleştiği yer, kadim Fırat Nehri’ne kuş uçuşu 300 metre mesafedeydi; bu nedenle kamuoyunun en büyük korkusu, siyanürlü çözeltinin nehre karışması ve havzadaki yaşamın etkilenmesi oldu. Akan malzemenin nehre ulaşmasını engellemek için menfez kapakları kapatıldı; ancak bölgenin ne düzeyde etkilenmiş olduğu hâlâ tam olarak bilinmiyor.

Maden, hisselerinin yüzde 80’i ABD merkezli SSR Mining’e, yüzde 20’si yerli Çalık Grubu’na ait olan Anagold Madencilik Şirketi tarafından işletilmekteydi; NASDAQ, Toronto ve Avustralya borsalarında işlem gören SSR Mining’in hisseleri tepetaklak oldu.
Facia sonrasında, kamuoyunun bir bölümünden gelen tepki, Türkiye’nin altın üretiminden vazgeçmesi gerektiği yönündeydi. Bu görüşte olanların, üç temel iddiası bulunmaktaydı: Birincisi; bu metalin -süs eşyası olmanın dışında- insanlığa bir faydası yoktu, bu nedenle olmasa da olurdu. İkincisi; Türkiye, altın madenciliğinden zaten önemli bir gelir elde edemiyordu; kazançların çok büyük kısmı şirketlere ve bu örnekte olduğu gibi sıklıkla yabancı şirketlere gidiyordu. Ve üçüncüsü; Türkiye’deki altın sahalarında “sömürge madenciliği” anlayışıyla işletmecilik yapılmaktaydı ve özellikle siyanür kullanımı ülkenin insanı ve doğası için ciddi tehlikeler oluşturmaktaydı.
Yaklaşık bir ay önce gerçekleşen facianın kamuoyundaki yankıları, giderek azalmakta. Ama soru, hâlâ ortada duruyor: Türkiye, bu metalden vazgeçebilir mi? Aşağıdaki satırlarda, işte bu sorunun cevabını bulmaya çalışacağım.
Aslına bakarsanız, dünyada altın madenciliğine bakış genellikle olumsuzdur, ama yine de 200’e yakın ülkeden neredeyse yarısında bu metalin üretimi yapılır (Federal Ministry of Finance of Austria, 2023). Geçtiğimiz yıl, küresel üretim 3.650 ton seviyesinde oldu. Ayrıca, 1.250 ton da geri dönüşüm yoluyla kazanıldı (World Gold Council, 2024a). Dolayısıyla, 2023 yılında küresel altın arzı, toplam 4.900 ton düzeyindeydi; demek ki bugünkü fiyatlardan yaklaşık 350 milyar dolar değerinde bir arz söz konusu.
Peki, bu kadar altın ne işe yarıyor?
Öncelikle söyleyelim: Altın üretimine karşı çıkanların birinci argümanı büyük ölçüde doğrudur: Bu metalin endüstriyel kullanımı son derece sınırlıdır; geçtiğimiz yıl piyasaya arz edilen altının sadece yaklaşık yüzde 6’sı endüstriyel ya da tıbbi amaçlarla kullanılmıştır. Dünyadaki bütün altının yüzde 90’dan fazlası ise ya ziynet eşyası niyetine kollara, boyunlara takılır ya da tasarruf amaçlı olarak yastık altında veya banka kasalarında öylece bekler durur; tümü bir anda buhar olsa ne sanayi fazlaca etkilenir ne de tarım.
Altın ziynet ya da külçe ve paranın dünyadaki üç büyük alıcısı devasa nüfuslarıyla Çin, Hindistan ve ABD’dir. Ama dördüncü sırada da Türkiye gelir. Bu ülke vatandaşları, 2023 yılında yaklaşık 200 ton, -başka bir deyişle kişi başına ortalama 2,3 gram- altın satın aldı (World Gold Council, 2024a). Vatandaşlarının gelir düzeyi ortalama 13 bin dolar civarında olan Türkiye’de kişi başına düşen bu miktar, sadece en zenginler kategorisindeki 3 ülkeden daha azdır.

Türkiye, altın ziynet eşyasına düşkün ülkeler arasında en başlarda gelir. Her yıl kişi başına satın alınan miktar bakımından Türkiye’nin yeri, sadece hidrokarbon zengini körfez ülkelerinin altındadır.

Diğer taraftan, Türkiye’de tasarruf amaçlı alınan altın miktarlarına baktığımızda çok daha çarpıcı bir tabloyla karşılaşırız: Buradaki en büyük talep yine Çin ve Hindistan’dan gelir ama üçüncü büyük alıcı olan Türkiye’nin talebi, en kalabalık nüfuslu bu iki ülkeyle bile karşılaştırıldığında hiç de azımsanmayacak boyutlardadır. 2023 yılında Çin’in talebi 287 ton ve Hindistan’ın talebi 185 ton olurken, Türkiye’deki vatandaşlar 160 ton altın külçe ve para satın aldı. Tek başına tasarruf amaçlı altın talebi, Avrupa’nın toplam talebinden daha fazladır. Kuzeyi, ortası ve güneyiyle tüm Amerika kıtalarının toplam taleplerinden de daha yüksektir. Türkiye’nin buradaki kişi başına talebi 2023 yılında 1,9 gram düzeyindedir ve dünyada sadece İsviçre’den daha azdır. Zengin Avrupa Birliği’ndeki kişi başına talep bile Türkiye’nin yanına yaklaşamaz.
Vatandaş, kendi para birimine güvenmeyip tasarruf aracı olarak yabancı para birimlerinin yanında altına da yönelirken, devletinin farklı davrandığını da söyleyemiyoruz: Türkiye, merkez bankasının ya da hazinesinin kasalarında 542 ton altın rezervi bulundurmakta ve söz konusu rezerv büyüklüğüyle dünyada on birinci sırada gelmekte (World Gold Council, 2024b).

Neticede, Anadolu topraklarında yaşayan insanların altınla her zaman çok özel ve duygusal ilişkileri olmuştur. Dolayısıyla, altına böylesine düşkün insanların yaşadığı bir coğrafyada ve üstelik dokundukları her şeyi altına çeviren Krezüs ve Midas’ın ülkesinde, altın üretimi yapılmamasını beklemek çok da gerçekçi olmaz.
Nitekim Türkiye, son yıllarda altın madenciliğinde ciddi bir yol aldı. Bundan 23 yıl önce hiç üretimi bulunmazken, bugün 20 altın işletmesi çalışmakta. Bu işletmelerden 2023 yılında yaklaşık 35 ton altın üretildi (Altın Madencileri Derneği, 2024). Bununla birlikte, bu üretimin Türkiye’nin altına olan açlığını tamamen giderebilmesi mümkün değil; büyük miktarlarda bir ithalatın da yapılması gerekiyor. Geçtiğimiz yıl, net ithalat yaklaşık 430 ton seviyesinde oldu; küresel altın üretiminin neredeyse yüzde 12’si ithal edildi. Buna ödenen döviz tutarı ise 26 milyar dolar civarındaydı (TÜİK, 2024); 2023 yılında yaklaşık 45 milyar dolar olan cari açığın (Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2023) neredeyse yüzde 60’a yakını net altın ithalatından kaynaklandı.
Fiyatlardaki yüksek artışlar nedeniyle, bugün dünyanın her tarafında yoğun bir altın arama faaliyeti sürdürülmekte, üretime yönelik yatırımlar artırılmakta. Türkiye’de de 10’dan fazla altın üretim projesi yatırım ya da fizibilite aşamasında. Dolayısıyla, altın madenciliğinden bırakın vazgeçmeyi, önümüzdeki yıllarda üretimlerini giderek artıracağını rahatlıkla öngörebiliriz.
Bununla birlikte, Türkiye’nin altın üretiminden vazgeçmesini önerenlerin argümanları da yabana atılmamalı. Gerçekten de, bu ülke, son yıllarda kabul edilemez maden facialarıyla dünyanın gündemine sıkça gelmekte. Madencilik sektörü kaza istatistiklerinin -Çin dâhil- pek çok ülkede olumlu yönde gelişmekte olduğu dikkate alındığında, Türkiye’nin bu konumu son derece dikkat çekici. Nihayetinde, bu ülkenin insanları, madenciliğin nimetlerinden sonuna kadar yararlanırken, bu sektörün insan ve doğa üzerindeki olumsuz etkilerine de aynı ölçüde karşı çıkma sorumlulukları olduğunu unutmamalı. Ancak, burada öncelikli görev elbette devlete düşmektedir ve özellikle denetim işlevini gerektiği şekilde yerine getirmediği sürece benzeri facialardan kurtulmamız mümkün olmayacaktır.
Kaynaklar:
Altın Madencileri Derneği, 2024, Türkiye’deki Altın Madenleri, https://altinmadencileri.org.tr/madenciligin-onemi/turkiyede-madencilik/.
Federal Ministry of Finance of Austria, 2023, World Mining Data 2023, Vienna.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2023, Dış Ticaret ve Ödemeler Dengesi, https://www.sbb.gov.tr/cari-denge/.
TÜİK, 2024, Dış Ticaret İstatistikleri: TÜİK İstatistik Veri Portalı, https://data.tuik.gov.tr/Kategori/GetKategori?p=Dis-Ticaret-104.
World Gold Council, 2024a, Gold Demand Trends Full Year 2023, https://www.gold.org/goldhub/research/gold-demand-trends/gold-demand-trends-full-year-2023.
World Gold Council, 2024b, Gold Reserves by Country, https://www.gold.org/goldhub/data/gold-reserves-by-country.
World History Encyclopedia, 2024, Croesus, https://www.worldhistory.org/croesus/.
Ankara/Mart 2024