Türkiye altın üretmeli mi

Dr. Nejat Tamzok

Geçtiğimiz günlerde yayımlanan “Türkiye altından vazgeçebilir mi?” başlıklı yazımda, ülkemiz insanlarının bu sarı metale olan aşırı talebinden bahsetmiş, 2023 yılında -ziynet eşyası ve para olarak- altın talebinde dünyada dördüncü sırada olduğumuzu yazmıştım. İlk üçte ise Çin, Hindistan ve ABD vardı.

Bu dört ülke vatandaşının toplam talebi, küresel talebin yüzde 70’ine yakın. Demek ki, bu ülkeler altın peşinde koşmaktan vazgeçseler, altın madencileri işsiz kalacak.

Ama üretim sadece vatandaşın ziynet ya da tasarruf amaçlı altın para ihtiyacı için yapılmıyor. Merkez bankalarının talebini de unutmayalım. Geçtiğimiz yıl küresel altın arzının yüzde 20’ye yakını söz konusu bankalara gitti.

Merkez bankasında en fazla altın bulunduran ülke yaklaşık 8.100 ton ile ABD. Bu ülkeyi, vatandaşlarının toplam talebi Türkiye’nin yarısı kadar bile olmayan üç Avrupa ülkesi izlemekte: Almanya, İtalya ve Fransa. Altın madenciliği karşıtı seslerin en fazla çıktığı Almanya’nın merkez bankasında bulunan altın rezervi 3.350 ton civarında. Türkiye’nin rezervi ise 540 ton.

Kasada ne kadar çok altın varsa üretimine de o kadar yüksek sesle karşı çıkılması anlaşılabilir bir durum: Neticede, biliyorsunuz, arz düştükçe kasadakilerin değeri de o kadar artacaktır.

Bunları bir kenara koyalım, biraz da altının üretim tarafından bahsedelim.

Bugün dünya üzerindeki 95 ülkede altın üretimi yapılmakta. 2022 yılında bu ülkelerde 3.628 ton altın üretildi. En fazla üretim 375 ton ile Çin’de yapıldı. Bu ülkeyi 325 ton ile Rusya Federasyonu, 314 ton ile Avustralya, 195 ton ile Kanada, 173 ton ile ABD izledi. Bu 5 ülkedeki üretimin küresel toplam içindeki payı yüzde 38 seviyesinde. En fazla üretimin yapıldığı ilk 10 ülkenin payı ise yüzde 55 civarında.

En çok altın Afrika Kıtası’nda üretilmekte; 2022 yılında bu kıtada toplam 36 ülkede 980 ton altın üretimi yapıldı. Afrika’yı 650 ton ile Asya-Pasifik izlemekte. Avrupa’da ise 10’a yakın ülkede altın üretimi var. Diğerlerinde üretilmemesinin nedeni altın rezervlerinin bulunmaması; yoksa rezervleri olsa üretmeyeceklerini düşünmek saflık olur.

Her yıl dünyada üretilen altının bugünkü fiyatlardan değeri yaklaşık 300 milyar dolar seviyesinde. Yani, Türkiye milli gelirinin dörtte birinden daha fazla.  Bu işin kaymağını yiyenler büyük ölçüde ABD ve Kanada firmaları. Bu firmalar, başta Afrika olmak üzere hemen her coğrafyada altın üretmekte.

Türkiye’de ise 2023 yılında yaklaşık 35 ton altın üretildi. Ancak, önceki yazımda da değindiğim gibi, bu üretim, Türkiye’nin altın talebinin onda birini bile karşılamıyor. Böyle olunca, Türkiye’nin -ihracat düşüldükten sonra kalan- net altın ithalatı da hızla artmakta; 2021 yılında 2 milyar dolar olan net ithalat 2022 yılında 19 milyar dolara, 2023 yılında ise yaklaşık 26 milyar dolarlık rekor bir düzeye yükseldi. Türkiye’nin son 5 yıldaki net altın ithalatı (79 milyar dolar) önceki 5 yıla göre (17 milyar dolar) neredeyse 5 katına yakın arttı.

İthal edilen altının bir kısmı yurtiçinde işlenerek mücevher haline getirilmekte ve ihraç edilerek ülkeye belirli bir döviz geliri sağlanmakta. Bununla birlikte, bu amaçla yapılan ithalat, aslında toplam altın ithalatının çok küçük bir kısmıdır. Dolayısıyla, ithalatın önemli bölümü, yastık altlarında ya da banka kasalarında bekleyip durur.

Doğrusunu isterseniz, Türkiye’nin bu aşırı altın talebinin bir işe yaradığını düşünenlerden değilim. Aksine, üretken yatırımlara dönüşmesi hiç de kolay olmayan bu metal, -daha yararlı olabilecek tasarrufları engellemesi bakımından- aslında ülke için bir yük oluşturmakta. Diğer taraftan, Türkiye’nin altına olan ilgisi durmaksızın artarken bu metalle ilişkili kriminal sorunlar da giderek daha fazla baş ağrıtmakta. Son yıllarda, ülkemizde kayıt dışı altın ticareti patlamış durumda; neredeyse her gün bir kaçak altın operasyonunu medyadan izliyoruz. Eşinin boynuna zincirleri, beline altın kemerleri takan soluğu Türkiye’de alıyor; araba bagajları, bavullar yetmiyor, artık ayakkabı içlerinde bile kaçak altın külçeler taşınmakta. Eğer Türkiye bu altın açlığını dizginleyemezse, cari denge başta olmak üzere pek çok bakımdan sorun yaşayacaktır.

Gelelim başlıktaki soruya: Türkiye altın üretmeli mi?

Farkındayız: Vatandaş, kendi para birimine güvenmeyip tasarruf aracı olarak altına yönelmekte, bununla yetinmeyip bu metali kollara, boyunlara takmayı da çok sevmekte.

Durum böyle olunca, başka ülkelere milyarlarca dolar ödemektense altını yurtiçinde üretmemiz ilk bakışta akılcı görünüyor.

Ama şunu bilelim: Her ne kadar insanımız için vazgeçilmez olsa da -son İliç faciasının bizlere tekrar hatırlattığı gibi- altın madenciliği, tarih boyunca zaman zaman insanlık için en büyük acıların, çevresel yıkımın, sosyal çatışmaların kaynağı haline gelmiştir.

Doğrudur, günümüzde altın madenleri, teknoloji ve inovasyondaki gelişmeler sayesinde eskisine göre çok daha güvenli ve sorumlu yöntemlerle işletilebilmektedir. Çevre dostu teknoloji ve yöntemler kullanıldığında, çevrenin korunmasına yönelik etkili önlemler alınabildiğinde, hesap verilebilirlik ve şeffaflık sağlandığında, toplumun onayı ve yerel halkın kararlara katılımı temin edilebildiğinde altın madenciliği sorunsuz yapılabilmektedir.

Nitekim bugün, dünyada en fazla altının üretildiği Avustralya, ABD ya da Kanada gibi ülkelerdeki altın madenlerinde ölümlü kaza ya da çevre facialarına neredeyse yıllardır rastlanmıyor. Bir zamanlar maden faciası yaşamadan günü geçmeyen Çin’de bile kaza oranları hızla gerilemekte.

Ancak bu durum, her ülke için geçerli değil. Son yıllardaki altın madenciliği facialarına baktığımızda, bunların çok büyük ölçüde Afrika, Asya ya da Latin Amerika’nın geri kalmış ülkelerinde gerçekleştiğini görüyoruz.

Daha önce de altın madenciliğiyle ilgili çevre sorunları yaşanan Türkiye, İliç faciasıyla birlikte, maalesef bu ülkelerin arasına somut bir şekilde katılmış oldu. Bununla birlikte, yukarıdaki paragrafta bahsettiğimiz faciaların önemli bir bölümünün, -İliç’tekinden farklı olarak- hiçbir denetimin olmadığı kaçak ocaklarda meydana geldiğini hatırlatmakta yarar var. Ancak, bizleri üzerinde düşünmeye sevk etmesi gereken bir kategori daha bulunmakta: O da kendi ülkelerinde sıfır sorunla çalışmakta olan ABD ya da Kanada gibi ülkelerin şirketlerinin karıştığı facialar. Söz konusu şirketler, denetim açığı buldukları coğrafyalarda -İliç’te olduğu gibi- büyük ölçekli facialara neden olabiliyor.

Dolayısıyla, burada bence en yaşamsal ifade, “denetim”dir. Madenlerde etkili denetim mekanizmaları bir türlü kurulamadığı için ülkemizde sıklıkla -can kayıplarına ya da çevresel sorunlara yol açan- maden facialarıyla karşı karşıya kalmaktayız. Sorumlu ve yetkili kurumlar, maalesef, madencilik endüstrisi gibi son derece karmaşık ve dinamik bir alana cevap verebilecek ölçülerde yapılandırılamamaktadır. Bu kurumlar, gerek yönetsel yapı gerek liyakat sistemine uygunluk bakımından olması gereken düzeye getirilememektedir. Bu nedenle, madencilik endüstrisini bir bütün olarak kavrayabilmeleri, politika üretme, planlama, karar alma ve denetleme gibi hususlarda etkili olabilmeleri mümkün olmuyor.

Neticede, eğer madencilik sektöründeki bu dağınıklığın, liyakatsizliğin, denetimsizliğin üstesinden gelinemeyecekse, Soma, Amasra ya da İliç gibi facialara yenilerinin eklenmesi hiç de şaşırtıcı olmayacaktır.

Ve eğer böyle olacaksa, ben kendi hesabıma Türkiye’nin hiç altın üretmemesini tercih ederim.

Amasra, Nisan 2024

Kaynaklar:

Federal Ministry of Finance of Austria, 2023, World Mining Data 2023, Vienna.

TÜİK, 2024, Dış Ticaret İstatistikleri: TÜİK İstatistik Veri Portalı, https://data.tuik.gov.tr/Kategori/GetKategori?p=Dis-Ticaret-104.

World Gold Council, 2024, Global Mine Production, https://www.gold.org/goldhub/data/gold-production-by-country.

EnerjiPolitik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin