Paris 2024’ün açılışında anlatılmayanlar… Dr. Nejat Tamzok

Dr. Nejat Tamzok

Geçtiğimiz haftasonu Paris’te gerçekleştirilen Olimpiyat açılışının yankıları hâlâ sürüyor.

Tarihinde ilk kez stadyum dışında yapılan açılış töreninde, iki yüzden fazla ülkenin sporcuları Seine Nehri’nde 6 kilometre boyunca teknelerle geçit yaptılar.

Şehirdeki dans, müzik ve akrobasi gösterilerini 300 binden fazla insan yerinde izledi.

Arka planında Fransa tarihi, sanatı ve kültürünün sergilendiği, uzun, debdebeli, sıkıcı bir programdı.  Tarih, şüphesiz, Paris’te yerli yerinde duruyordu, ama Fransız sanat ve kültürüne ne olmuştu böyle, anlamak çok zor.

Yağmurlu ve kasvetli bir havada tamamlanan program genellikle çok eleştiri aldı. Ama Fransa’nın tercihi buysa, diyecek bir şey yok. Olimpiyat açılışlarında, ev sahibi şehir ya da ülkenin öne çıkarıldığı abartılı gösteriler, ilk defa Paris 2024’de olmuyor.

Ama önümüze konan bu gösteriler, ne kadar şaşaalı da olsa, gerçekleri görmemize engel olmamalı.

Paris’te o akşam dünyaya özgürlük, eşitlik, kardeşlik çağrıları yapılırken, anlatılan hikâyeler ve verilmek istenen mesajlarla dünyadaki gerçeklik arasındaki uçurum rahatsız ediciydi.

Kardeşlik denilerek farklılıklarımızla bir arada yaşama çağrıları yapılırken, farklı olana sırtını dönen Marine Le Pen’in Ulusal Birlik Partisi, daha iki ay önce Fransa’daki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde yüzde 31 ile en yüksek oyu almıştı. Fransa, Paris’in kapılarını Olimpiyat sporcularına ardına kadar açtığını ilân ederken, aslında vatandaşlarının neredeyse üçte biri kapıların yabancı olana sonuna kadar kilitlenmesini talep ediyordu.

Üstelik bu talepler, sadece Fransa’yla da sınırlı değil. Avrupa’nın çok büyük bir bölümünde ötekiden, yabancıdan, mülteciden duyulan korkular, uzun zamandır kardeşlik yerine düşmanlık tohumlarını ekmekte. Savaş cehennemlerinden ve tarifsiz yoksulluklardan kaçarak Avrupa’ya sığınmaya çalışırken geri itilen ve Akdeniz’in derinliklerinde boğulmaya terk edilen binlerce insan, Avrupa’nın bencil mülteci politikalarının kurbanı olmadı mı? Sığınma hakkı isteyen insanların sınırdaki kamplarda hapsedilmesini ve nihayetinde Avrupalıların “kelle başına” avro ödeyerek bunlardan kurtulabilmesini öngören sefil ve ırkçı düzenlemeler, Avrupalılar tarafından yapılmadı mı?

Açılışın tasarımcıları, Avrupa’nın -bazıları için pek çabuk unutulan- bu kültürüne sahnede yer vermediler.

Ya eşitlik?

Farklı cinsel tercihlerin, toplumda diğerleriyle eşit varolabilmesi gerektiğine dair vurgu, açılışın belki de en akılda kalan yanı oldı. Elbette, buna itiraz edecek değilim. Ama ya gelir eşitsizliği? Ya zenginle yoksul arasındaki, her an biraz daha derinleşen fay hattı?

Açılışın mimarları, günümüzdeki küresel eşitsizliklerin, Batı emperyalizminin zirvede olduğu 20. yüzyılın başlarındaki seviyelere yakın olduğunun farkında mıydılar, emin değilim. Ama küresel gelirin sadece yüzde 8’ine sahip olabilen ve ayda 100 dolarla yaşamaya çalışan dünyanın en fakir yarısı, Paris’teki törende yoktu. Gelirin yarısından fazlasını cebe atan ve dünya malının yüzde 80’ine sahip olan en zengin yüzde 10’luk bölüm ise akıllı ürün yerleştirmeleriyle sahnenin en orta yerindeydi. Böyle olunca, tören, son birkaç on yılda küresel servetin çok büyük kısmını orantısız bir güçle ele geçiren küresel multimilyonerlerin havuz başı partilerine benzemişti.

Öte yandan, dünyanın en zengin yüzde 10’luk bölümü küresel karbon emisyonlarının en az yarısından sorumluyken, küresel ısınmanın bedelini bir yandan karşılaştıkları doğa felaketleriyle diğer yandan karbon vergileri benzeri yöntemlerle ödemek zorunda kalan en alttaki yüzde 50’nin maruz kaldığı eşitsizlik de programda yoktu. Paris’in ışıkları parti için sonuna kadar açılırken, bunlardan bahsetmenin ne yeri ne de zamanıydı zaten.

Ya barış? Ya olimpiyatların simgesi güvercinlere ne oldu?

Paris, artık hatırlayamayacak kadar uzak kaldı belki de savaşlara. Belki de ekranlarda izlerken, ötekilerin oynadığı bir bilgisayar oyununa dönüştürdü zihninde.

Paris’te, Gazze’de ölen 40 bin insan yoktu. Yaşamını, bir top mermisiyle ya da savaşın ortasında açlıktan yitiren 15 binin üzerindeki çocuk da yoktu.

Aralarında Fransızların da olduğu Avrupalılar tarafından bugüne miras bırakılmış pek çok çatışma, savaş ya da gerilim, Paris’teki eğlencenin yanında kendilerine yer bulamadı.

Paris’te, barış yine John Lennon’a bırakıldı. Finalde söylenen şarkının sözleri, Olimpiyat ateşinin yakıldığı sıcak hava balonu gibi havada öylece asılı kaldı.

Ülkelerin olmadığını hayal et

Bunu yapmak zor değil

Ne uğruna öldürecek ya da ölecek bir şey var

Ne de dinler

Hayal et bütün insanların

Hayatı barış içinde yaşadığını

Benim bir hayalperest olduğumu söyleyebilirsin

Ama yalnız değilim

Umuyorum ki bir gün sen de bize katılırsın

Ve dünya tek yürek olur

(Imagine, John Lennon – Yoko Ono, Londra, 1971)

Ankara, Temmuz 2024

EnerjiPolitik sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin